Émile Durkheim Kimdir?

2

 


Émile Durkheim, kapitalizmin bizleri neden daha zengin ve çoğunlukla da bedbaht yaptığını anlamamızı sağlayacak filozoftur.

1858'de Almanya yakınlarında bir Fransız kasabası olan, Épinale'de doğmuştur. Daha kırkına gelmeden, Paris'teki Sorbonne Üniversitesi'nde profesör olarak güçlü ve saygın bir konum elde etti. Durkheim'ın yaşamı sırasında, büyük ölçüde, geleneksel tarım toplumu olan Fransa bir kentsel endüstriyel ekonomiye doğru hızlı bir dönüşüm yaşamıştır. O, ülkesinin zenginleştiğini; Kapitalist üretimin verimliğini ve belli bir biçimde özgürleştirici olduğunu görebiliyordu. Ama onun akademik kariyerinin odak noktası bu ekonomik sistemin özgül koşullarının insanların zihinlerine olan etkisiydi. Bu etki insanları intihara sürüklüyordu. Üstelik intihar vakalarının sayısı gittikçe artıyordu. Durkheim bu görüşlerini 1897'de yayımlanan İntihar adlı eserinde ele almıştır. Kitapta kapitalist üretime ve tüketime geçmiş bir ulusta trajik bir biçimde intihar vakalarının arttığı tartışılmıştır. Durkheim, İngiltere'deki intihar vakalarının İtalya'dakinden iki kat bunun yanı sıra zengin ve gelişmiş Danimarka'da ise İngiltere'dekinden dört kat fazla olduğunu gözlemledi. Durkheim, İntihar çalışmasında toplumdaki mutsuzluk ve hayal kırıklığına daha genel bir düzeyde ışık tutmak istedi. İntihar, modern kapitalizmin yarattığı ruhsal sıkıntı buzdağının korkunç bir parçasıydı. Durkheim, kariyeri boyunca modern toplumdaki insanların neden bu denli mutsuz olduğunu açıklamaya çalıştı ve bunu açıklarken beş önemli faktörün etkisini öne sürdü.

 Modern Dünyada İnsanların Mutsuz Olmasının Beş Nedeni

 1(Bireycilik-bencillik)-geleneksel toplumlarda, insanların kimlikleri bir klana yahut bir sınıfa bağlıdır. Karar alma süreçlerinde çok az seçeneğe sahiptirler. Dışarıdan bir zorlamayla birey, örneğin bir fırıncı, lutherciliğe sadık bir mürid olabileceği gibi ikinci kuzeniyle de evlenmek durumunda kalabilir. Çünkü yalnızca toplum ve ailece yaratılmış alan dahilinde hareket edebilirler. Ancak modern kapitalizmde birey aidiyetini, kiminle evleneceğini, işini, hangi inancı takip edeceğini kendisi seçer. İşler yolunda giderse birey kazançlıdır. Fakat işler kötü giderse, eskisinden daha kötü bir yerdedir. Çünkü kendinden başka suçlayacağı yoktur. Başarısızlık birey üzerinde korkunç etki eder. Modern kapitalizmdeki yaşamın yükü budur.

 2(Aşırı umut) Kapitalizm umutları arttırdı. Çabalayan herkes patron olabilir. Reklam, (kartları doğru oynarsak) güvence altına alabileceğimiz sınırsız lüksü göstererek hırsı körüklüyor, diri tutuyor. Fırsatları muazzamdır, ama öbür taraftan hayal kırıklığı olasılığı da mevcuttur. Modern kapitalizmde, haset ve kıskançlık artar. Memnun olmama hali çok kolaydır, bu gerçekten berbat olunduğu için değil düşünce yapısının böyle olmasıyla alakalıdır. Kapitalizmin neşeli fırtınası Durkheim'ın özel öfkesinin sebebi oldu. Çünkü ona göre modern toplumda acı ve keder vardı. Bu keder ve üzüntüler durumun zorunlu olgularına bir cevaptan çok bir dirençsizlik göstergesiydi.

 3(Daha çok özgürlüğe ihtiyacımız var)(ekseriyetle romantik yazında) geleneksel topluma yöneltilen eleştiri, insanların daha fazla özgürlüğe ihtiyacı olduğu yönündeydi. İsyancılar sosyal normların fazlalığına işaret ediyordu. Bu normlar, örneğin bir kadının nasıl giyineceğini, pazar öğleden sonra ne yapılacağını buyuruyordu. Kapitalizm, Romantik isyancıların önceki çabalarını takiben, acımasızca sosyal normları baltaladı. Ülkeler, daha karmaşık daha çeşitli hale geldi. İnsanların eski ortaklıkları kalmadı. Önemli sorulara verilen cevaplar ki mesela kiminle evleneceği çocuğunu nasıl yetiştireceği gibi zayıf ve daha az spesifik hale gelmiştir. Senin için uygun olan cümlesine büyük bir güven var. Kulağa dostça geliyor, ama bu genellikle toplumun, ne yaptığını umursamadığını ve hayatın büyük sorularına cevapsız kaldığını gösteriyor. Keyifli anlarda, kendimizi yeniden yaratmayı ve kendimiz için çalışmayı düşünelim. Ancak Durkheim'ın bildiği gibi gerçekte, meşgul, yorgun ve değişkeniz, üstelik dönecek yerimiz de yok.

 4(Ateizm) Durkheim bir ateistti, ama dinin etkisiz hale gelmesinden korktu çünkü ona göre din, zedelenmiş olan toplumsal dokuyu onarmada bir araçtı. Dinin olgusal hatalarına rağmen sunduğu toplum anlayışını takdir etti. Çünkü o, dinin kolektif etkisinin farkındaydı. Üstelik kapitalizm bunun yerine herhangi bir şey teklif etmemişti ve bilim zaten bu güçlü ortaklıkların yerine bir şey sunamazdı. Periyodik tablo aşkın bir güzelliğe ve mükemmel bir entelektüel zarafete sahip olabilir ama etrafında bir toplum çizemez.

 5-Ulusun ve ailenin zayıflaması. 19.yy'ın bazı anlarında ulus fikri aidiyet ve bağlılık duygusunu üstlenebilecek kadar büyümüştü bunu bir zamanlar din sağlamıştı. Kuşkusuz, bazı kahramanca anlar vardı, ama bunlar genellikle çok işe yaramadı. Aile, benzer şekilde, ihtiyaç duyulan aidiyeti sunabilirdi. Fakat bugün, yatırımımızın büyük kısmı aileye olmasına rağmen beklenildiği kadar iç açı bir durum yok yetişkinlik dönemine doğru insanlar, aileleriyle olan bağlarını azaltıyor. Onlar, aileleriyle birlikte çalışmayı düşünmüyorlar ve ailelerine dair onur düşüncelerinden mahrumlar. Bugün ne bir ulus ne de bir aile fikri bize aidiyet düşüncesi veremez çünkü kendimizi daha iyi hissetmeyi aşılayacak konumda değillerdir.

Émile Durkheim hastalıklarımızı ustaca teşhis etti. O, modern ekonominin birey üzerindeki muazzam baskısını gösterdi ve öbür taraftan baskıcı bir rehberlikten kaçındığımızı da belirtti.

Durkeim'ın mirasçılarının önünde bir görev var. Aidiyeti sağlayacak yeni yolları nasıl var ederiz? Bir taraftan gelen zorlamayı alıp öbür taraftan bu baskı ve özgürlük arasındaki dengeyi nasıl bulabilir ve bunca başarısızlığa rağmen dengeyi sağlayacak ideolojiyi nasıl üretebiliriz?

 

Etiketler

Yorum Gönder

2 Yorumlar
  1. sorbonne ooo, durkheim, önemli tabisideki :) 1850 lerde sanırım buhar, tren sonra fabrikalar, işçiler ortaya çıkınca sömürü başlamış, ondan sonra da iki sınıf ve kapitalizm felan, demekkisi durkhaym amca bunları ilk görenlerden :)

    YanıtlaSil
  2. demekki 1850 lerde buhar, tren, kapitalizm, fabrikalar, işçiler döneminde bu konuları ilk düşünenlerden biriymiş :)

    YanıtlaSil
Yorum Gönder
Our website uses cookies to enhance your experience. Learn More
Accept !